W3vina.COM Free Wordpress Themes Joomla Templates Best Wordpress Themes Premium Wordpress Themes Top Best Wordpress Themes 2012

Hakkında

semra-hakkindaSemra Özümerzifon İstanbul’da doğdu. 1970 de Robert Kolej (ACG) den mezun oldu. Seniye Fenmen ile resim çalışmaya başladı. Bir süre Necdet Kalay’in atölyesine devam etti. 1981 -1984 yılları arası Cenevre Güzel Sanatlar Akademisi’nde Pascal Saini ve Axel Ernst atölyelerinde desen ve resim eğitimi gördü. Güngör İblikçi atölyesinde gravür çalıştı. Yurt içinde ve dışında birçok sergileri oldu, ödüller kazandı; bu ödüllerin arasında ‘Fransız Kültürü Milli Federasyonu’ tarafından  düzenlenen fuarda kazandığı 2003 Şeref Ödülü ve Ramatuelle belediyesince verilen Ramatuelle kupası bulunuyor.

Son çalışmalarında uzun zamandan beri sürdürdüğü yağlıboyadan ayrılarak yeni bir dil arayışı içinde atık balık ağlarıyla üç boyutlu tablo ve “yumuşak” heykeller çalışmaya başladı. “Rumelikavağı’ndan Anadolu’ya Ağ” isimli projesiyle ağlı çalışmalarını Kemal Şirin’in balıkçı köylerinde çektiği fotoğraflarla beraber Anadolu şehirlerinde sergileyerek aynı zamanda bir sanat ağı oluşturmayı hedefledi. 2013 yılında Anadolu’nun dört şehrinde bu projesini gerçekleştirdi, ziyaretçilerden ve basından olumlu geri dönüşler aldı.

 

Sanatçı Açıklaması

İki Boyutlu Desen ve Üç Boyutlu Form Bağlamında Renk ve Doku Çalışmalarımın konusu zaman içinde, çevremdeki olaylara ve kendi ruhsal durumuma göre değişir. Doğal olarak çevremdeki olaylar “ben”im algı ve ifade süzgecimden geçip “ben”i yansıtarak biçim, renk ve doku haline dönüşür.  Toplumsal olaylardan esinlendiğim “Bosna’nın Göz Yaşları” temalı çalışmalarda veya içsel ve ulvi düşünceleri temel alan ve zamanla beni somuttan soyuta taşıyan Mevleviler dizisinde desenin yanında hep renk ve dokuya ağırlık verdim. Heykele yöneldiğim son yıllarda da muhtemelen, resimden, özellikle de yağlıboyadan geldiğimden dolayı renk ve dokunun önemi tutarlı olarak süregelmiştir. Ancak zamanla desenin içeriği ve formu gelişirken, ifade içindeki renk ve doku elemanlarını sadece boya değil, başka ortamlar (medium) aracılığıyla kullanmayı da çekici bulmaya başladım. Hatta kullanılan ortamların kendilerinin de ifadeye katkıları belirdi. İki boyuttan üç boyuta geçiş de doğal bir süreç olarak tecelli etti.

Bu üç temel eleman anlatının yükünü eşit olarak taşırlar. Balık ağları doku ve renklerinin zenginliğiyle plastik potansiyele sahip bir malzeme olarak ilgimi çekmişti. Bu malzemeyi İstanbul’un çeşitli balıkçı köylerinden topladım ve diğer destekleyici malzemelerle birlikte kullanarak yeni bir sanatsal dil arayışı içinde deneysel çalışmalara başladım. Boyamadan balıkçılardan topladığım renkleriyle kullandığım ağlı çalışmalarıma espriyle karışık “ağlıboya” ismini vermiştim; haliyle bu çalışmalarımı katmanlar halinde yaparak daha önce uzun yıllar sürdürdüğüm resim çalışmalarımın ışığında yürütmeye başladım. Malzemenin doğasının beni yönlendirmesiyle 3D tablolar ortaya çıktı. Önce bu üç boyutlu tablolar üzerine yoğunlaştım, bir süre bu şekilde çalıştım. Üç boyutlu çalışmaların derinliğini arttırdığım zaman, saydamlık ve doku özellikleri itibarıyla, ağlar plastik potansiyellerine daha çok yaklaşmaya başladılar. Zamanla bu derinliği daha ziyade vurgulamam ve demir konstrüksiyon kullanmam çalışmalarımı kendi ayakları üzerinde durabilen işlere doğru geliştirdi. Neticede “yumuşak heykeller” dediğim renkli soyut formlar ortaya çıkmaya başladı. Çağdaş sanatta teknolojik gelişmelerin ürünleri olan modern malzemeler sıkça kullanılıyor. Bu tip malzemelere tezat, geleneksel görünüşünü koruyan ve alçakgönüllülüğünü sürdüren balık ağları ise çalışmalarımda işlevlerinden uzaklaşarak yeni bir kimliğe bürünüyorlar. Dönüştürülmüş balık ağları, yeni kimliklerinin paralelinde geri planda özünü yansıtmaya da devam ediyor. Yaşadığımız çağın problemlerine, hepimizi yakından ilgilendiren ve tasalandıran çevre sorunlarına, türlerin tükenmesine, geçim dertlerine göndermeler yapan ağlar kendi mesajını oluşturuyor. Bu nitelikleri kanımca nihai işlevlerine ilave bir kavram katarak ifadeyi zenginleştiriyor.